Vizyon İzmir Ofisi

Vizyon İzmir Ofisi: Değişimle Uyum

Döngüsel kültürün ana kavramlarını geliştiren ve bunlarla ilgili farklı öğrenme programları tasarlayan CittaSlow Metropol Akademisi bu başlık altında hizmet veriyor.

CittaSlow Metropol Akademisi, döngüsel kültür, döngüsel ekonomi ve nihayetinde dönüsel şehir kavramıyla ilgili yazılı ve sözlü kaynaklardan tarama çalışmaları gerçekleştiriyor ve sonuçlar döngüsel kültürün dört başlığı altında arşivleniyor. İZPA, tarama çalışmaları kapsamında tespit edilen uzmanların katılımıyla döngüsel kültür buluşmaları gerçekleştiriyor. Bu buluşmalardaki münferit örneklerden yola çıkılarak döngüsel kültürle ilgili ilke ve uygulamaların kavramsallaşması destekleniyor. Dünya ve Türkiye’deki benzer etkinliklerle mümkün olan her koşulda ortaklıklar kuruluyor.

CittaSlow Metropol Akademisi’nin çalışmaları sonucunda İzelman anaokulları için “Doğa OkurYazarlığı” ve “Tarım Lisesi” müfredatları başta olmak üzere bir dizi müfredat ve yaşayarak öğrenme programının hazırlanması hedefleniyor.

Başka Bir Kitap programı ile, döngüsel kültürün temelini oluşturan birbirimizle, doğayla, geçmişimizle ve değişimle uyumun referans alan kitaplar belirleniyor. Programın amaçlarından biri de referans kitaplardan baskısı tükenmiş olanların “Başka Bir Kitap” markasıyla yeniden basımının sağlanması.

Ofis, 2023 başında İzmir, Türkiye ve dünyadan birçok uzmanın katılacağı İkinci Yüzyılın İktisat Kongresi’ni gerçekleştirmek için çalışıyor. Bu kongre, İzmir ve Türkiye’nin uzun soluklu gelişim planlarını tasarlamak için çok önemli altlıklar sunacak.

İzmir’in Mavi Yeşil Geçiş Katmanları ve Sorunları
 

İzmir şehrinin planlanmasında dört ana katman tanımlanmıştır.

Birinci katman, kentin gelişimi ve kaderinin bağlı olduğu İzmir Körfezi’ndeki, denizel alanları ve çok geniş kıyı kesimi ile sahilleri, lagün, delta ve sulak alanların oluşturduğu deniz-kara arakesitini kapsar. Ege Denizi kıyılarında ikinci bir yarı-kapalı bir körfez yapısının olmaması, İzmir Körfezi’ni jeomorfolojik açıdan çok özellikli bir oluşum haline getirmiştir. Yalnızca bu tekil özelliğiyle bile bir dünya mirası olan körfezin böyle büyük bir metropole ev sahipliği yapmasının ana nedeni, doğal bir liman olma özelliğidir. Körfezini çevreleyen dağların sağladığı tatlı su kaynakları ve Gediz Nehri’nin körfeze döküldüğü alanda oluşturduğu tarım alanları şehrin burada kurulmasının diğer iki nedenidir.

İzmir Körfezi Akdeniz’in en derin iç körfezlerinden biridir. Bu özellik, günümüze kadar

 gelen İzmir kentinin en önemli varoluş nedenidir. Bölgenin tarihsel coğrafyasını şekillendiren Körfez, İzmir’i dünya uygarlıklarına yön veren Akdeniz’in yenilikçi odağı olarak konumlandırmıştır. İzmir Körfezi, 18. yüzyılda dünyanın en büyük limanlardan biri olmuş, Asya ve Avrupa arasındaki bağın kilit noktası, İpek Yolu’nun deniz kapısı haline gelmiştir.

Öte yandan, İzmir Körfezi’nin yarı kapalı formu dolayısıyla etrafında çok yoğun biçimde yerleşen nüfus arttıkça sürdürülebilirliği tehdit altına girmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan 1980’lere kadar geçen hızlı kentleşme süreci, Türkiye’nin birikiminin çok sınırlı olduğu, yerel yönetimlerin güçsüz olduğu bir dönemde gerçekleşmiştir. Bu süreçte kentleşmeye anlık çözümler bulmak durumunda kalınmış, kentin çevresini gecekondu kuşakları sarmış, kentin atık suları yirmi yıl öncesine kadar körfeze deşarj edilmiştir. Yüzülen körfez bu niteliklerini kaybetmiştir. Dolayısıy- la körfezin rehabilite edilmesi, 1980’li yılların ortalarından itibaren İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin gündemindeki en önemli maddelerden biri olarak yerini korumuştur.

İkinci katman, kentsel yapılaşmanın yoğun olduğu körfez etrafındaki alanlardaki biyoçeşitliliği kapsamakta, sahil bandı, dere koridorları, büyük kent parkları gibi alanlardan oluşmaktadır. İzmir’e hayat veren körfez aynı zamanda tarihsel coğrafyasında şehirleşmenin de merkezi olmuştur. MÖ 6500’de geç neolitik döneminde körfezin kıyılarında- ki küçük neolitik yerleşmelerin ardından Tepekule-Bayraklı’da Smyrna’nın ortaya çıkışı MÖ 3000’leri bulmuştur. İskender sonrasında ise MÖ 300’lerde Kadifekale eteklerine doğru yeni bir kent oluşmaya başlamıştır. Daha sonra körfezi sararak gelişmeye devam eden bu kentsel yapı 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyılın ikinci yarısına kadar körfezin iki yakasında [Konak, Karşıyaka] gelişmeye devam etmiştir. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki hızlı kentleşme süreci İzmir’i de etkilemiş, iç körfezi bütün boşluklarını dolduracak şekilde sıkı ve yoğun bir kentsel dokuya ve genişleyen hinterlandı ile bugün 4.3 milyon nüfusu barındıran bir merkez metropol kente dönüştürmüştür. Bu durum, İzmir- lilerin körfez ve denizle olan ilişkisini olumsuz yönde etkilerken; körfezin içi ve deniz-kara arakesitinin yanı sıra hinterlandındaki ekosistemlere de zarar vermiştir.

İnsanın içinde 8500 yıldır kesintisiz olarak yaşadığı İzmir, bugünkü yoğun kentsel dokusuna rağmen halen çok büyük bir biyolojik çeşitliliğe sahiptir. Örneğin flamingo ve tepeli pelikan gibi nadir kuş türleri binlerce yıldır bu metropolde insanlarla birlikte yaşamını sürdürmektedir. İzmir, bu özelliği ile benzersiz bir metropoldür.

İkinci katman, yoğun kentleşmenin yer aldığı metropol merkezini de içermektedir. Kentsel parklar açısından bakıldığında aktif ve pasif yeşil yeşil alanlar miktarı kişi başına 16,6 metrekaredir. En yoğun kentsel nüfusun bulunduğu Buca, Karabağlar, Konak ve Bayraklı gibi ilçelerde yeşil fakiri mahalle sayısı yüksektir. Kent içi yeşil alanlar açısından, nitelikli kentsel yeşil alanların azlığı, birbirleriyle bağlantısının yetersiz olması, farklı tipte yeşil alan tipolojilerinin eksikliği temel sorunlardır. Kent merkezinin en büyük yeşil alanı konumundaki Kültürpark için ise ekolojik rehabilitasyona yönelik koruma amaçlı imar planı çalışmaları tamamlanmıştır.

Üçüncü katman, yoğun yapılaşmanın olduğu merkez kentin saçaklandığı hemen yanındaki büyük bölgesel parklar, ağaçlandırma alanları, kadim üretim havzaları gibi alanlardaki biyoçeşitlilik ögelerini kapsar. Bu alanlar, banliyölere ve nihayetinde kentsel alana dönüşmeye aday olduklarından kırılganlığı en yüksek olan yerlerdendir. Şehrin direncini artırmak için; kentsel saçaklanmanın yüksek altyapı maliyetini düşürmek (yol, kanalizasyon, elektrik vd.), çevreye olumsuz etkisini en aza indirmek (tarım alanları, yeraltı suyu ve ekosistemin zarar görmesi), taşıma kapasitesini zorlamadan nüfusu minimal seviyede tutmak, toplumsal ayrışmanın önlenmesi (kapalı konut siteleri ve villaları) ve kolektif

İzmir ana metropol merkezinden 15-50 km uzaklıktaki bu bölgelerde doğa kültürünün günümüzde de hâlâ yaşamakta olan en önemli örnekleri arasında geleneksel olarak uygulanan biyolojik çeşitlilik değeri yüksek tarımsal faaliyetler yer almaktadır. İzmir, Yamanlar gibi hemen yakın kent çeperinde yer alan “kadim üretim havzalarının” bulunduğu bir alandır. Bu bölgeler, tarımın binlerce yıldır aynı şekilde yapılmaya devam ettiği, insan- ların gıdalarını ürettikleri fakat bu gıdaları üretirken bu alanların sahibi olarak değil, o ekosistem içindeki canlılardan herhangi biri gibi davrandıkları, böylece gıda ihtiyacını karşıladıkları iklimi ve biyoçeşitliliği destekleyen bir yaşam biçimini barındırır. Şehrin çeperindeki kadim üretim havzaları, İzmir’de son dönemde ortaya çıkan Yaşayan Parklar kavramının da ilham kaynağı olmuştur.

İzmir metropol ilçelerinin çeperleri şehrin büyüme refleksinin doğrudan baskısı altındadır. Özellikle pandemi koşulları nedeniyle kent çeperine olan yerleşim talebi yükselmiştir. Bu bölgelerde parselasyonu yapılmış kentsel gelişme alanları, inşaatlar, yol        aksları boyu şerit gelişme, benzin istasyonu, depo vb. tarım-dışı arazi kullanımları, hobi bahçeleri, büyük ölçekli otoyol gibi altyapı yatırımları dahil olmak üzere; ekosistemin kırılganlığını artıran pek çok arazi kullanımı bulunmaktadır.

Dördüncü katman, büyük ölçüde değerli tarım havzalarını içeren tatlı su ekosistemleri, ormanlar, maki ve frigana alanları ile dağ bozkırlarını barındırmaktadır. Bu bölgeler yüksek derecede ekosistem hizmeti sunma kapasitesine sahiptir. Kuzeyden güneye doğru Bakırçay, Gediz ve Küçük Menderes Nehirleri İzmir sınırları içinde denize dökülen en önemli nehirlerdir ve en önemli tarımsal üretim alanları da bu nehirlerin havzaları ve deltalarında bulunan ovalardır.

Dördüncü katmandaki sorunların temelinde tarımda aşırı miktarda su kullanılması gelmektedir. Özellikle tarımsal üretimin çok yüksek olduğu Küçük Menderes Havzası’nda yapılan pek çok akademik çalışma çok ciddi bir su eksikliği ve kirlilik yaşandığını göstermektedir. Küçük Menderes Havzası’nın tamamen İzmir ili sınırları içerisinde olması, kent açısından sorumluluğu da artırmaktadır. Yine bu katmandaki ekosistemler ile dar yayılışlı ve endemik türler; çevre kirliliği, kuraklık, yanlış ağaçlandırma, habitat bozulması ve aşırı avlanma gibi tehditlerle karşı karşıyadır.