Üçüncü Nesil Planlama Ajansları

Şehir planlama ajansları ilk kurulduğunda, akademik veriyi esas alarak proje üretiyordu. Birinci nesil planlama ajansları olarak adlandırabileceğimiz bu ajanslar, akademide üretilen bilgiyi karar vericilere aktararak şehrin gelişimine katkı sunan yapılar olarak ortaya çıktı.

Sonraki aşamalarda akademik veri şehirlerin tasarımında oldukça önemli bir kaynak olarak ele alınsa da, bu verinin tek başına tasarım süreçlerinde yeterli olmadığı görüldü. 

Akademik bilgiyi temel yapı taşı olarak kabul eden birinci nesil planlama ajansları, şehirde yaşayan insanların düşüncelerini bir veri olarak kullanmakta yeterli olamamıştı. Özünde katılımcı planlamanın olduğu ikinci nesil planlama ajansları, işte bu temel eksikliği görerek akademik veriyle beraber katılımcılığı da ön plana çıkardı. İkinci nesil ajanslar, strateji ve projelerini tasarlarken akademik veriler kadar o şehirde yaşayan insanların görüşlerini de esas almaya başladı.

Yıllar içerisinde insan merkezli akademik bilginin ve katılımcı planlamanın yanı sıra şehirlerin planlamasında ekosistem değerleri de ön plana çıktı. İklim krizi ve biyolojik çeşitliliğin kaybı, bu süreci tetikleyen ana nedenler oldu. Buradan hareketle, ekosistem verisini kullanabilen üçüncü nesil planlama ajanslarını kurmaya yönelik bir ihtiyaç oluştu. Şehirlerin planlamasına ekosistem ve iklim verilerini de dahil eden bu yeni anlayış, doğanın bir parçası olan geleceğin şehirlerinin, yani döngüsel şehirlerin temelini oluşturuyor.

İzmir Planlama Ajansı (İZPA), akademik veri, vatandaş katılımı ve ekosistem verilerinin birleşimi sonucunda döngüsel kültür projeleri üreten üçüncü nesil planlama ajanslarının ilk örneklerinden biri. Bu yeni bakış açısı, doğayla, birbirimizle, geçmişle ve değişimle uyumlu şehirler inşa etmek için önemli fırsatlar sunuyor. İZPA, aslen şehirleşme nedeniyle oluşan ve fakat yine şehirlerde çözülmesi gereken iklim krizinin içindeki paradokstan evrensel bir yol haritası ortaya koyuyor.